BİR AZRBAYCANLI KADININ BAŞINA GELENLER

229218_109465849142145_4310367_n-e13468396599181-200x248Prof.Dr.Yahya Taşdelen

Bu yazıyı, ulusumuzu ve medeniyetimizi seven, bir türk olarak, üzüntü ve utanç içinde yazıyorum. Kendimizi küçümsemeyi ve kötülemeyi kendine iş bilen insanlardan asla deyilim. Amma gerçekleri de yazmaya mecburum.


Keşki geçmez olsaydım, görmez olsaydım. Her gün Ankaranın en kalabalık merkezi bir semti olan Kızılaydakı üst geçitten geçer, evime giderim. Keşki Azerbaycan kökenli tanınmış bir kimse olmsa idim. Azerbaycan hakkında bilgi almak ve ya gerektiyinde şikayette bulunmak, ya da dertlerini anlatmak için dostlarım ve arkadaşlarım bana uğrar ve ya Ankaraya gelipte mağdur olan, sürünen, perişan olan azerbaycanlı kardeşlerimize benim adresimi ya da devamlı gittiyim adresleri verirler.

Kızılaydaki meşhur Galatasaray kulübünün restoranında devamlı öylen yemeyi yerim. Orada bile gelip beni bulurlar. Afiyet olsun, birde yemek yerler.

Eve gitmek için yine üst geçitten geçiyorum, eli-ayağı düzgün 30-35 yaşlarında bir kadın, 6-10 yaşlarında iki çocuğu ile hem dileniyor ve hem de selpak peçete satıyorlardı.
Dikkatimi çekti, yanlarına gittim, nereli olduklarını sordum. İşte orada rezaletin ve kepazeliyin alasını gördüm. Azerbaycanlı – Qazaxlı olduklarını söylediler, ben o anda nerde ise hafızamı kaybettim. Orada birileri bana bir istol verdi, oturdum. Onlarla konuştum. Tanıdıkları bir TÜRK arkadaşları, bu zavallı, güzel hanıma “ayda 500 dollar karşılığı iş bulacağım” – diye, aldatmış ve yol parasınıda vererek, Ankaray çağırmış.
Bir yaşlı, yatalak yatağa mahkum bir adamın yanına bakıcı olarak yerleştirmiş. Aradan on beş gün geçtikten sonra, hastanın kızı gelmiş ve bu iki çocuklu, zavallı kızımızı sokağa atmış ve üstelikte tehdit etmiş, polise şikayet edeceyini söylemiş.
iki çocuğu ile hayatı zehir olan bu bayan başkalarının yardımı ile, Ankaranın uzak semti olan Dışkapıda, günlüyü on lira on beşinci sınıf bir otele yerleşerek, oranın temizliyicisi ve süpürgecisi olmuş.

Yani yol parasını temin ettikten sonra tekrar köyüna Qazax kentine dönecekmiş. Bu kızımıza oteldeki bir sahtekar, üst geçitlerde, mendil satarak dilençilik yapmasını önermiş ve kazancının yarısına şart koşmuş.

Bir kere, bu sahtekarlar sektörünün kucağına tüşmüşlerdi. Ben yol parasını vermek istedim, namusunu satmamış bu kadınımız reddetti ve korkusundan olsa gerek benim teklifimi kabul etmedi. Yeterli yol parasını ve otobüs biletinide temin ettiğini acılar içinde anlattı. Ertesi günde Nahçıvana gitti. Otelinden sordum, gerçekten ayrılıp, memleketine gitmişti.

Belki sorulacaktır – Ankarada bizim sefaletimiz yokmudur? Allah oraya tüşürmesin, hele böyle zavallılar oranın kapısına bile yaklaşmazlar. Bilmiyorlar ki, sefaretmiz KGB zindanı gibidir.

Ey benim Allahım, nerden azerbaycanlı oldum? Demek ki, benim de çekeceklerim varmış…

Əlaqəli məqalələr

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir. Gərəkli sahələr * ilə işarələnmişdir

Back to top button